Gergin bir telefon görüşmesini yeni bitirdiniz, telefonu masaya bırakıp mutfağa yürüyorsunuz. Aslında aç değilsiniz; yine de dolabın kapağını açıyor, bir şeyler arıyorsunuz. Birkaç dakika sonra bir paket bisküvinin yarısı bitmiş ve gerginlik hâlâ yerinde duruyor. Duygusal yeme, bedenin değil duyguların yönettiği bir yeme biçimidir ve hemen herkes hayatının bir döneminde bunu deneyimler. Bu yazıda onu bir zayıflık olarak değil, anlaşılması gereken bir sinyal olarak ele alıyoruz.
Fiziksel açlığı duygusal açlıktan ayırmak
Fiziksel açlık yavaş yavaş gelir, mide guruldar, enerjiniz düşer ve neredeyse her yiyecek size iyi görünür. Duygusal açlık ise aniden bastırır, genellikle belirli bir yiyeceğe yönelir ve çoğunlukla tatlı, tuzlu ya da kıtır bir şey ister. Doyduktan sonra bile devam eder ve ardından suçluluk bırakır. Mutfağa yönelmeden önce kendinize yalnızca “şu an ne hissediyorum” diye sormak, bu iki açlığı ayırt etmeyi öğretir. Bu basit soru bile otomatik hareketi birkaç saniyeliğine durdurabilir.
Duyguların yemeğe dönüştüğü anlar
Can sıkıntısı, yalnızlık, kaygı, öfke, yorgunluk ve hatta sevinç, yemeğe dönüşebilen duygulardır. Bir kişi kötü bir günün sonunda dondurmaya uzanırken, bir başkası kutlamaları her zaman ağır sofralarla eşleştirir. Çocuklukta ağladığımızda verilen şekerler ya da başarı ödülü olarak gelen tatlılar, yetişkinlikte de yemekle duygu arasında güçlü bir bağ bırakır. Bu bağı fark etmek onu bir gecede çözmez ama ona karşı daha şefkatli ve meraklı bir tutum geliştirmenize yardım eder.
Yemeğe uzanmadan önce başka bir kapı açmak
Duyguyu bastırmaya çalışmak yerine ona başka bir çıkış yolu sunmak işe yarar. Kısa bir yürüyüşe çıkmak, bir arkadaşa mesaj atmak, birkaç dakika derin nefes almak, bir duş almak ya da hissettiğinizi bir kâğıda yazmak bu yollardan bazılarıdır. Çanakkale’de yaşıyorsanız akşamüstü sahile inip denize bakarak on dakika geçirmek bile zihni sakinleştiren bir alternatif olabilir. Bu seçenekler her seferinde yemeğin yerini almayabilir; ancak aradaki duraklamayı uzatarak tercih şansını size geri verir.
Yasak listesinin ters tepmesi
Duygusal yemeyle başa çıkmaya çalışırken en sık yapılan hata, sevilen yiyecekleri tamamen yasaklamaktır. Yasaklanan her şey daha çekici hale gelir ve zor bir anda kontrolsüz bir biçimde geri döner. Bunun yerine o yiyeceklere düzenli ve planlı bir yer açmak, örneğin çikolatayı bir kahvenin yanında oturarak ve tadını çıkararak yemek, onların duygusal gücünü zamanla azaltır. Yemekle barışık bir ilişki, duygusal yemenin en etkili panzehiridir.
Ne zaman destek almalı
Duygusal yeme sıklaşıyor, kontrol kaybı hissi eşlik ediyor, yemek sonrası yoğun suçluluk ya da telafi davranışları ortaya çıkıyorsa, bu durum bir yeme bozukluğunun habercisi olabilir. Böyle bir tabloda yalnızca beslenme planı yeterli olmaz; bir diyetisyenin yanı sıra bir psikolog ya da psikiyatristle birlikte çalışmak gerekir. Yardım istemek bir başarısızlık değil, kendinize gösterdiğiniz özenin bir parçasıdır ve çoğu zaman uzun süredir taşınan bir yükün hafiflemesinin başlangıcıdır.